Musa (a.s) Mısır'ı
terkedip Medyen'e varınca bir su başında koyunlarını sulamak için sıra bekleyen
iki hanım kız gördü. Yardıma ihtiyaçlarının olup olmadığını sordu. Bundan
sonrasını Kur'ân-ı Kerîm'den izleyelim:
"Onlar şöyle dedi: Çobanlar sulayıp
çekilmeden biz sulayamayız. Babamız oldukça yaşlı bir adamdır. Bunun üzerine
Musa, onların hayvanlarını sulayıverdi. Sonra gölgeye çekildi. "Rabbim,
göndereceğin hayra ve rızka çok muhtacım" dedi. O sırada hanımlardan biri utana
utana yürüyerek Musa'ya geldi. "Babam hayvanlarımızı sulama ücretini vermek için
seni çağırıyor" dedi" (el-Kasas, 28/23, 25).
İslamiyet kişiyi fitne ve fesada sürükleyen görüntü, davranış ve hallere karşı koruyucu tedbirler alır. Diğer yandan insana verilmiş olan özellik, kabiliyet ve farklılıklar bir başkasının vebal altına girmesine sebep olmamalı, yanlış duygulara kapılmasına meydan vermemeli, nefsini azdırmamalıdır. Yaratıcı tarafından kadına ihsan edilen sesi de bu çerçeve içinde düşünmek gerekir. Esas itibariyle hiç bir varlığın sesi mutlak olarak haram ve günah sınıfına sokulmaz. Başta Hanefi ve Şafii imamları olmak üzere mezhep sahibi müçtehid imamlarımızın kanaatleri de bu yöndedir. Fıkıh kitaplarında şu hükmü görüyoruz:"Cumhura göre kadının sesi avret değildir." Yani kadının sesi haram değildir. "Kadının sesi avret değildir. Çünkü kadın alışveriş yapar, mahkemede şahitlikte bulunur. Bunun için sesini yükseltmek zorunda kalır." (Tefsirü Ayati-l Ahkam 2:167)
Kadın sesinin avret olmadığının gerekçesi islamın ilk uygulamalı devri olan Saadet asrıdır.
Diğer yandan Hz.
Peygamberin hanımları, özellikle Hz. Aişe ashab-ı kiramın fetva için
başvurdukları bir merci idi. O, onların sorularını sözlü olarak cevaplıyordu.
Hz. Ömer, hilâfeti zamanında bir cuma hutbesinde evliliklerin
kolaylaştırılmasını ve mehrin azaltılmasını tavsiye edince cemaat arasında
bulunan Kureyşli bir kadın ayağa kalkarak bir âyetle (Nisâ, 4/20) cevap vermiş,
halîfe onu haklı bularak sözünde ısrar etmemiştir..
Ancak, diğer bütün mübah meselelerin mahiyet değiştirip mahzurlu hal almasında olduğu gibi, kadının sesi meselesinde de aynı durum söz konusudur. Kadının sesi mübah, masum ve masum olmasına karşılık hangi sebeplerden dolayı "avret" olur, yabancı erkeklerin dinlemesine "haram" olur.
Ahzab Süresinin 32.
ayet-i kerimesi bu husustaki ölçüyü Peygamber hanımlarının şahsında şöyle
veriyor.
"Ey Peygamber hanımları! Siz herhangi bir kadın
gibi değilsiniz. eğer halinize layık bir takva ile korunacaksanız, yabancılarla
cazibeli bir şekilde konuşmayın ki, kalbinde fesat bulunan kimse bir ümide
kapılmasın. Konuşurken ciddiyet ve ağırbaşlılıkla söz söyleyin."
Kadınların normal
ihtiyaç ve muameleler yüzünden erkeklerle sesli konuşmasının caiz olduğunda
şüphe yoktur. Alimler arasında tartışılan ise, sevinçli gün ve zamanlarda şarkı,
türkü vb. ni söylemeleridir. Bunlardan sözleri ve söyleniş biçimi müstehcen ve
tahrik edici olmayan bazı şarkıları Allah Rasûlünün ve bazı sahabelerin müsamaha
ile karşıladıkları bilinmektedir. Örnek verecek olursak;
Hz. Âişe'den şöyle
dediği nakledilmiştir:
"Bir kere Rasûlullah (s.a.s) yanıma gelmişti. Yanımda
Buas (olayıyla ilgili olarak söylenmiş kahramanlık şiirlerini def çalarak)
terennüm ederek çalan iki cariye bulunuyordu. Rasûlüllah (s.a.s) yatağına yatıp
yüzünü öbür tarafa çevirdi, sonra Hz. Ebû Bekr içeri girdi.
- Bu ne hal,
Rasûlüllah'ın huzurunda şeytanın düdüğü ve sesi ne arıyor? diye beni azarladı.
Bunun üzerine Rasûlüllah ona dönüp:
- Bırak onları, her milletin bir
bayramı vardır, bu da bizim bayramımızdır" buyurdu.
Babam başka şeyle meşgul
olunca câriyelere işaret ettim, dışarı çıktılar.
İbn Abbas der ki;
Hz. Aişe, yakınlarından birisini bir Medineli müslümanla evlendirdi. Hz.
Peygamber geldi ve;
"Kız gönderdiniz mi" dedi.
Hz. Aişe; "Evet" dedi.
"Beraberinde şarkıcı gönderdiniz mi?" sorusuna, "
Hayır" cevabını
alınca,
Allah Rasûlü şöyle buyurdu:
"Medineliler eğlenceden hoşlanır.
Beraberinde; "Size geldik, size geldik..." diyerek bir şarkıcı gönderseydiniz...
"
Bu konuda Müfessir
Vehbi Efendi tefsirinde:
"Söylediğiniz söz fitneye sebep olmasın. Yani
cazibeli ve ecanibi şüpheye düşürecek bir halde edalı ve
naz ü istiğna ile söylemeyin" şeklinde izah getirmektedir.
Elmalı bu ayetin
tefsirini şöyle yapmaktadır:
"Ey Peygamberin hanımları! Siz genel olarak
kadınlardan herhangi biri gibi değilsiniz. Sizde diğer kadınlarda bulunmayan
nitelikler var: Peygamberlerin en hayırlısının hanımları ve bütün müminlerin
anaları olmak niteliklerine sahipsiniz. Eğer sakınırsanız, bu özel
niteliklerinizi korursanız yahut durumunuza uygun takva ile korunacaksanız -bu
şart bir mânâ ile yukarının, bir mânâ ile aşağının kaydıoluyor- Sözü yumuşak ve
tatlı bir eda ile söylemeyin, bir söz söylendiği zaman sakın yılışık bir biçimde
cevap vermeyin ve söylerken yayılarak, kırıtarak söylemeyin de
kalbinde hastalık bulunan, kalbi çürük, kötülüğe yüz tutmuş kimseler kötü bir
şey ümit etmesin. Ve uygun ve ciddi söz söyleyin; yani yapmacılıktan uzak,
ağırbaşlılık ve ciddiyetle dosdoğru söyleyin veya sert olsa da makul ve meşru
güzel söz söyleyin."
İbni Abidin:
"Tercih edilen görüşe göre kadının sesi avret değildir.... Yalnız
kadınların yüksek sesle konuşmalarını, seslerini uzatmalarını,
yumuşatmalarını ve nağmeli bir şekilde okumalarını caiz görmüyoruz.
Çünkü bunlarda erkekleri kendine meylettirmek ve şehvetlerin tahrik
etmek vardır." (Reddü'l Muhtar 1:467)
Hanımlar arasında bile olsa bir şarkının şu özellikleri taşıması gerekir:
1) Şarkının konusu ve
sözleri İslâm ahlâk ve âdâbına aykırı bulunmamalıdır. Meselâ, içkiyi öven, onu
içmeyi teşvik eden şarkı meşrû sayılmaz.
2) Şarkıcının giyim şekli jest ve
mimikleriyle şehveti tahrik etmemesi gerekir.
3) Meşrû eğlenti, ibadetten
alıkoymamalı ve zaman israfına yol açmamalıdır.
4) Şarkı, türkü, dinleyenin
şehvetini coşturuyor, fitneye doğru sürüklüyor ve hayvanî duygularını
güçlendiriyorsa kendini bundan kurtarması gerekir.
5) Şarkı, türkü
beraberinde içki, kumar, zina gibi haramları getiriyorsa, müslümanın bu gibi ses
ve yerlerden uzak durması gerekir. İslâm kötülüğe giden yolu kapama (sedd-i
zerâyi') prensibini esas almıştır.