Aile yuvası bir defa kutsallığını yitirdi mi, artık kişisel arzu
ve çıkarlarını her şeyin üstünde tutanlar bu yuvayı yıkmakta hiçbir sakınca
görmezler. Batı'da ve Batılılaşma gayreti içinde olan ülkelerde femiznizm
hareketinin belki de en önemli olumsuz sonucu bu olmuş, aile, eşlerin karşılıklı
bağlılık ve fedakarlığıyla yürütülen kutsal bir kurum olmaktan çıkıp her iki
tarafta da bencillik, tek taraflı çıkar ve yarar egemen olmaya
başlamıştır. Bu gelişmelerden de sosyoekonomik konumu daha zayıf duramda
olan taraf zarar görmekte, ne yazık ki çoğunluğu da kadınlar oluşturmaktadır.
(1)
Feminizm ve Yahudilik
(2)Rebetzin Tzipporah Heller
30 yıllık feminizm macerası
kadınları yeni bir tür şakayla karşı kaşıya bıraktı:
Madem bu kadar özgürleştiniz, neden mutlu
değilsiniz?Yeni binyılın eşiğinde kadınlar daha yüksek maaşlara,
daha fazla kurumsal güce ve daha fazla kariyer seçeneklerine sahip. Aynı zamanda
daha çok boşanma, daha çok vasiyet mücadelesi, daha çok çocuk bakımı krizleri ve
gerçeği söylemek gerekirse, gerçekte ne olduğumuz ve ne istediğimiz konularında
daha çok çatışmayla karşılaşıyoruz.
Bütün olmak istiyoruz. Hepsini
istiyoruz. Potansiyellerimizin tamamını kullanırken bir yandan da kadın olmak
istiyoruz. Olmalıyız da. Bunları yerine getirecek şekilde yapıldık.
Yahudilik çelişen bu yönler geçerli kalmak üzere bütünlüğe inanır:
Benzersiz bir ulus olarak kalarak toplumun bir parçası olmak;
Kişiliğimizi muhafaza ederken bir cemaatin parçası olmak;
Dünyanın tam yetkili bir parçası, aynı zamanda da kadın olmak.
Yahudiliğin kadınların çelişkiler yaşamadan modern toplumda nasıl
gelişeceği konusundaki görüşüne odaklanmadan önce çağdaş gerçeğe bir bakalım.
MUTLU DİŞİ KUŞUN YÜKSELİŞİ VE DÜŞÜŞÜ
Batı dünyasındaki bizler 30
yıl kadar önce reklamcılık aleminin ideal kadını “mutlu dişi kuş” imajına
başkaldırmakla işe başladık. “
Mutlu dişi
kuş” hayattaki tek zevki en kabarmış keki sunmak ve parlak bulaşıklar
yıkamak olan, saçları yapılmış sarışın, boş kafalı bir dişiydi.
“Mutlu
dişi kuş” Yahudi değildi. Temsil ettiği stereotip, Kral Şlomo’nun ta o zamanlar
“Değerli bir Kadın” şiirinde tasvir ettiği Yahudiliğin kadın hakkındaki görüşüne
uymuyordu.
Onda bilgelik, cesaret, yaratıcılık, iş becerisi ve insanlara
özel gereksinimlerine göre nasıl yaklaşacağı konusunda derin bir anlayış
görüyoruz.
“Sevecen” hiçbir yerde “fırından taze çıktı” ile eşanlamlı
kullanılmamaktadır.
Kadınların topluma katkıları her zaman fizikselin
çok daha fazlası olmuştur. Üzücü olan şudur ki bu aşikar gerçek çok sık gözden
kaçmıştır. Fiziksel beslemenin, ilginin çok gerçek bir ifadesi olmadığını
söylemek istemiyoruz ama bu, dişinin kendini ifade ettiği karmaşık mozaiğin
sadece bir parçasıdır. Dolayısıyla bu kısmı bütünle eşitlemek büyük bir
saptırmadır.
“Mutlu dişi kuş” etrafındakileri besleme ile kendini aşmayı
bu kadar kısa zamanda başaran ilk kadın değildi. Ama ondan önce yaşamın pratik
gereklilikleri ev işlerine daha büyük bir anlam yüklüyordu. Endüstri öncesi
toplumda kadınlar evlerinin işleyişine yeri doldurulamaz katkılarından ötürü
değer görüyordu – kendileri oldukları için değer görüyorlardı. Çok sayıda kadın
bu sıkıntıdan kurtulmayı (tıpkı işlerinin sıkıntı verici yönlerinden kurtulmayı
isteyen erkekler gibi) istese de, işleri yapacak makineler olmadığı için
rollerinin önemini hissediyordu.
Gerçekten değerli bir katkıda bulunma
arzusu birçok kadının kalbini ve aklını dolduruyordu. Dişi kuşun teknolojik
özgürleşmesi (gaz ve elektrik ocakları, çamaşır makineleri, hazır giyim, hazır
yiyecekler) kadınları bu soru ile karşı karşıya bıraktı: “Peki ben şimdi ne
yapacağım?” Cevap: “Bir kek daha pişir.”
Mutlu dişi kuş sahneye, bir
yandan kendini yapılması gereken ve giderek anlamsızlaşan ev işlerine tamamen
kaptırırken, diğer yandan memnuniyetle ışıldayan bir örnek kadın rolünde
çıkmıştı.
Bunun engellenemeyen sonucu, geleneksel kadın rollerine o
zamana kadar yüklenen statünün erozyona uğraması oldu. Ne de olsa kimse daha
fazla kandırılamazdı. Kek ne kadar önemliydi ki?
Tahmin edilebileceği
gibi mutlu dişi kuşun pişirdiği yemekler bir nesil sonra tadını yitirdi. En
hafif ve kabarmış kekin bile tatmin edemeyeceği yeni bir kadın ortaya çıktı.
Böylece ev yapma, hatta annelik tamamıyla terk edildi ve yerlerini, insanın
yapmaya değer bir şeyle ilgilendiği hissini verecek, ev dışında meşguliyetler
aldı.
FEMİNİZMDEN KARİYERCİLİĞE VE ERKEKSİLİĞE
“Feminizm” hızla
moment kazandığı halde kadınların kendilerini kanıtlama hareketi olarak
gerekliliğini kaybetti ve kısa zamanda “kariyerciliğe” doğru giderek köreldi.
Günümüzde kadınların eve, aileye ve başkalarına ruhani katkıları sadece
erkekler tarafından değil, ne acıklıdır ki kadınlar tarafından bile görülemiyor.
Geleneksel kadın rollerine duyulan küçümsemeyi ortaya çıkaran bir olay
benim de başıma geldi. Yıllar önce İsrailli bir sayım memuru evimize geldi.
Çeşitli nedenlerden ötürü katılmamaya karar vermiştim. Çocuklarım okuldaydı ve
kadın sayım memuru beni masanın başında, kitaplarla çevrelenmiş, çok profesyonel
bir şekilde gördü. Kahve içerken onunla felsefi görüşümü İbranice tartıştım. Çok
ilgilendi. Giderken en azından durumum hakkındaki entelektüel açıklığıma saygı
duyuyordu.
Kanun sayıma katılmayı reddeden birinin yeniden ziyaret
edilmesini gerekli kılar. Dolayısıyla kadın birkaç hafta sonra yine göründü.
Arada yüzlerce kişiyle görüşmüş, beni de unutmuştu. Cuma sabahıydı. Küçük
çocuklarım etrafımda, ellerim dirseklerime kadar hala hamurundaydı. Bir bakışta
entelektüel yeteneğimi ölçtü ve elindeki kâğıdı göstererek yeni başlayanların
İbranicesiyle yavaş ve açık bir şekilde konuşmaya başladı: “Bu-bir-sayımdır.
–Sayım-demek-insanları-saymak-demektir. BÜTÜN-insanları-saymak istiyoruz.
Bunu-imzala.” Ona göre anne ve ev kadını olmak, akıllı bir insan olma
olasılıklarını tümüyle ortadan kaldırıyordu.
Kadınların geleneksel
rollerinin küçümsenmesi doğal olarak kadınlığa karşı, erkeklik lehine bir
önyargıya yol açtı. Sonunda birçoğumuz, basitçe ifade etmek gerekirse,
erkeklerin sahip olduğu herhangi bir şeyin kadınların sahip olduğu bir şeyden
daha iyi ve arzu edilir olduğu yanılgısına düştük. Ne yazık ki, pek azımız bu
görüşü sorguluyor.
Bu yüzden feminizmin ana görüşü gerçekte “erkekçilik”
olarak adlandırılmalıdır çünkü bu görüş erkeğe ait olarak her şeyi övmekte ve
kadınlara uydurmaya çalışmaktadır.
Kadın ya da erkekler için değerini
sorgulamadan erkeklerle ilgili bu övgünün iyi bir örneği “kadın sigarasıdır”.
Bir şirket feminizm hareketinin başlangıcında bu sigarayı piyasaya sürdüğünde
reklam kampanyası şöyleydi:
Erkekler kadınlara sigara içme hakkı
vermeyerek onlara baskı yapmış ve gizlice içmeye zorlamıştır. Şimdi bir kadın
yalnızca herkesin önünde sigara içerek özgürlüğünü kanıtlamakla kalmıyor, sadece
kendisi için yapılmış özel kadın sigaraları da içiyor.
Bu soru hiç
sorulmamıştı: Peki, sigara içmek kadın için iyi mi? Erkekler içebiliyor diye
sigara içme hakkı talep etmek, eşit bir iş fırsatı elde etmek için kamikaze
pilot olma hakkı talep etmek gibi bir şey.